” Dünyayı yöneten Yahudiler ” Üzerine

zzzztumblr_lqr7c4R9tI1qdtmevo1_500-e1315367333334

 “ Bütün dünyayı yönetiyorlar. 20 milyon açık bir o kadar da gizli Yahudi var, ama dünya avuçlarının içlerinde. Hristiyanları da köle yapmışlar 1 milyar’dan fazla Müslüman’ı bölüp parçalayıp istedileri gibi kontrol ediyorlar. Tapınak Şövalyeleri, Masonlar, İlluminatı Örgütü, Faiz Lobisi, Borsalar gibi enstrümanlarla bir ağ gibi bizi sardılar…”

 

Hemen hemen her kesimde dillendirilmiş son yıllarda AKP iktidarı ile doruklara çıkmış bu tezler üzerine birkaç şey söylemek istiyorum.

 

Bu tezlerin doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmak istemiyorum.

 

Bunların hepsi %100 doğru da olabilir, ya da %100 uydurma komplo teorileride…

 

Bu hikayelerin içerisinde anlatılan ancak üzerinde durulmayan bir nokta var. Bu noktaya bu gücün iksiri diyebiliriz :

“ Yahudiler içerisindeki müthiş ekonomik ve siyasi dayanışma “

 

Anlatılan bütün güç hikayelerinin temel direği işte bu dayanışma iksiridir..

 

Backpackers’ta kaldığım bir gün, İsrail’den yeni terhis olmuş bir asker gelmişti. İsrail’de erkekler 4 yıl gibi uzun bir süre askerlik yaptıkları için terhis olanlar genelde 1 yıl dünya turuna çıkıyorlardı.

 

İsrailli arkadaşım birgün sabah 4’te kalkmış, çıkmaya hazırlanıyordu.

 

“ Nereye gidiyorsun? bu vakitte .” diye seslendim.

“ Havalanına gidiyorum, birisini almam gerek.” dedi.

 

İsrail’den gelen birisiyle birlikte döndü. Ona da Backpackers’da kalacak yer ayarladı.

Kendi dilinde ona yaşadığımız kent ve ülke hakkında bilgiler veriyordu. Davranışlarından iki arkadaştan öte yeni tanışan iki kişi gibi duruyorlardı.

 

“ Kim bu?” diye sordum.

 

“ İsrail’den geldi.” dedi.

 

“ Arkadaşın mı? “

 

“ Hayır, daha önce birbirimizi tanımadık hiç.”

 

“ Nasıl birbirinizi buldunuz?, Arkadaş vesilesiyle mi? “ dedim

 

Gülerek, “ Biz de bir gelenek vardır. Arkadaşa, ya da tanımaya gerek yok. Dünyanın neresine gidersek gidelim bize orada eşlik edecek, orayı öğretecek ve birkaç gün bizi kenti gezdirecek birisi bulunur. Birbirimize yardım ederiz. Arkadaşı İsrail’den gönderdiler. Burada şu an birtek ben olduğum için benden ilgilenmemi istediler. O buraları öğrenip, alışana kadar hep yanında olacağım.’dedi.

Ben de gülerek, “ Şanslıymış arkadaşın, sen ondan önce gelmişsin.” dedim.

 

Sonra düşündüm.

 

Bizim Türkler’İ yurtdışında iyi kötü tanıdım. Hemen hemen her ülkede Türkiye’den gelen topluluklar birbirlerinden nefret ederler. Çoğu birbiriyle konuşmaz. Hele ülkeye yeni gelen bir Türk’ten vebaliymiş gibi kaçarlar.

Aralarındaki dayanışma yok denecek kadar azdır. Mal mülk sahibi olma gibi haz yarısı had safhadadır.

 

Birbirlerine bir hafta değil 1 saat bile katlanamazlar. Tersi örnekler varolsa da, çoğu yerde durum böyledir.

 

Yaşadığımız geniş Müslüman Coğrafyasında da durum farklı değildir.

Hani şu mezhep ve siyaset kavgaları yüzünden kafa kesenleri bir yana bırakalım. Gündelik hayatta yaşadığımız mahallelerde, apartmanlarda, arkadaş ve akraba çevrelemizde bile durum yukarıda anlattığım yurtdışındaki Türkler’in durumu gibi değil mi?

 

Kendimizi kandırmayalım. Siyasi ve mezhep kavgalarının ötesinde de gündelik ilişkilerimizde büyük kavga büyük bir bölünmüşlük mevcut.

 

Gece gündüz yıllardır anlattığımız “ Yahudiler dünyayı yönetiyor.” hikayelerine bayılıyoruz. Heyecanlı heyecanlı Tapınak Şövalyeleri’nden, Faiz Lobisi’ne kadar bir sürü  örgüt “deşifre” ediyoruz.

 

Arada bu güce “ ekonomik ve sosyal dayanışma ile geldiler” diyoruz.

 

Ama asla biz niye böyle bir dayanışma gerçekleştiremiyoruz diye sorgulamıyoruz?

 

Gizlisi, saklısı ile 50 milyon hatta 100 milyon Yahudi nüfusu olduğunu ve bunların biz Müslümanlar’I köleleştirdiğini bir an kabul edelim.

50 milyon insan 1 milyar’dan fazla başka bir insan kitlesini yönetiyorsa bu biraz da, yönetilen 1 milyarın suçu değil mi?

 

50 milyon kişinin yarattığı dayanışma gücünü, 1 milyar insandan 100 milyonu yaratamıyor mu?

 

Bir yanda yurtdışında birbirini görünce kaçan Türkler, bir yanda sabah 4’te kalkıp ülkesinden gelen tanımadığı bir vatandaşını karşılamak için havaalanına giden ve arkadaşına kenti öğrenene kadar eşlik eden İsrailli…

 

Kararı siz verin bu ikisinden hangisi dünyayı yönetmeye daha yakın?

 

Her taşın altında, Yahudi, Hristiyan, Emperyalizm aramaktan biraz başımızı kaldırıp kendimize baksak yaşadığımız sorunların temellerini de görmeye başlayacağız..

https://twitter.com/KILICSIZ

Advertisements

7 thoughts on “” Dünyayı yöneten Yahudiler ” Üzerine

  1. Harfiyen katiliyorum; durustce calismak yerine kisa yoldan koseyi donmek zehri kanimiza girdiginden beri (Ozal ile mesruluk kazanmistir ama kokleri cok oncesine dayanir) ne aci ki kimseye (kendimiz dahil) guvenmiyoruz. Guc/para karsisinda bastan cikarilmaktan korkuyoruz ve herkesin de benzer zaaflari olduguna inaniyoruz. Korkularimiza esir dusuyor ve degil maddiyati, komik bir animizi bile paylasmaktan cekiniyoruz… Ya bu dustugumuz durum baska bir ortamda aleyhimize kullanilirsa, arkamizdan konusurlarsa diye paranoyaklasiyoruz. Caresi ogretim degil egitim, yani okullarda verilen degil de ailede alinan cinsten bir gorgu/ahlak/kultur temeli. Temel saglam olmayinca ustune cikilan katlar curuk oluyor. Zaten dogdugumuz topraklarda yasamayi tercih etmeme sebeplerimizden biri de bu degil mi?

  2. Yahudilerden söz ederken şu iki detayı hatırlatmak istiyorum.

    1. Bombalara imza atan küçük çocuklar. Bu çocuklar modern, bakımlı, düzgün kıyafetli temiz çocuklar. Bir yerde görseniz gülümseyeceğiniz,çocuk sevgisiyle sevip öpebileceğiniz çocuklar.
    İşte bu çocuklar, Filistinli çocuklaraatılacak bombalara isim yazıp imza atıyorlar. Gülerek, eğlenerek. Herhangi bir sıkılma, utanma nefret belirtisi yok. sanki oynamak için top atıyorlar. O kadar rahatlar yani. ve biliyorlar ki o bombalar başka çocukları paramparça edecek.

    2. Yahudilerin kutsal kitabına göre yahudi olmayan herkes hayvandır. Canı malı namusu yahudiye helaldir. Sizi ve ailenizi öldürebilir, mallarınızı alabilir karınıza kızınıza tecavüz edebilirler. Bunlar helal olduğu için dini bir sakınca görmüyorlar. Vicdanları son derece rahat. Onların temel kanunları arasında bunlar.
    Hatta bugün sadece filistinlilere zulmediyorlar ama amaçlarına ulaşmak için ellerinde imkan olduğu müddetçe diğer tüm insanlara aynını yapmaktan çekinmeyecekler.

    Şimdi siz talmud – tevrat akudunuz mu bilmiyorum. Ama bu kanunlar hep orada yazılı ve yahudilerin temel yasası bunlar.

    Birileri çıkıp yahudiler şöyle iyi böyle iyi şöyle dayanışmacı diye tespitlerini sıralayabilir. Ama o kişide ileride malı canı namusu alınmak üzere yahudi için hayvan statüsünde bir varlıktan öte bir şey değil.

    Türkiyede islam düşmanlarının ağzı torba değilki büzülsün. Ama bir zahmet biraz da tevrat – talmud okusunlar. belki zihinleri genişler.

    • Adeta müslümanları tanımlamışsınız. Bak IŞİD de öyle diyor, benim dinimden olmayan, hatta benim mezhebimden olmayanı keserim, karısını pazarda satarım diyor. Hangisi Yahudi şimdi?

  3. Adamlar bizdeki gibi kalitesiz insanlar yetistirmiyor ki, genetik bozuklugumuz bir yana bizde cocugu yapip sokaga atiyorlar, ne dogru duzgun egitim ne birsey sonra o cocuktan adam olmasini bekliyorlar. ne oluyor bu kalitesiz insanlar buyuduklerinde refah duzeyi yuksek ulkelere gidip oralarida batakliga cevirme derdine dusuyorlar, sadece kisiyi misafir edecek turk degil misafirlige giden turkte turlu cakalliklar dusunerek gidiyor ve dogal olarak yurtdisinda birbirinden kacan bir millet olusuyor. bu ulkede bir aile kurmak bile istemiyorum, cocuklarimin bu boktan egitim sisteminde bnm gibi asla harab olmalarini istemiyorum, eger firsatini bulursam bu ulkeden basip gidicem, turklerden, muslumanlardan arinmis medeni bir toplumda bir aile kurup, orada olecegim.

  4. Ben o yardımların fazlasını da yaptım ve genelde hep kaybeden oldum,
    Aglayarak bana getirilen Drexel University, Philadelphia, PA, USA den Evren Eray isimli öğrenci okuldan atılacakmış babasının ona okul için yolladıgı paraları “yemiş” ve kredi çekebilmek için vatandaşlığı ve kredi history si iyi olan birine ihtiyacı varmış. ve ben ona KEFİL oldum. Okulu bitti Türkiyede iyi bir iş buldu çalışıyor.. Borcunu ödedi mi.. HAYIR…
    Alın size dayanışma.. ve alın “bir KAYA nerene dayarsan daya”.. ..

  5. Hocam, yurtdışında ki Türklerle ilgili yorumlarınıza katılmıyorum; son sözü ilk söylemiş olayım. Hatta sadece Türk değil yabancı tanıdıklarımın da katılmayacaklarına eminim. Zira daha geçenler de Güney Amerikalı, bulunduğumuz ülkenin vatandaşı ve Çinli tanıdıklarla otururken ve kültürlerden bahsederken, hepsi ağız birliği etmişçesine biz Türklerin hiç tanışmasak bile birbirimize olan tutkunluğumuzu ve yardımseverliğimizi başka milletler de görmediklerini söylediler.
    Gelelim manzaranın bizim nasibimize düşen kısmına… Yaklaşık 2 senedir Avrupa’da yaşıyorum, ortalama gurbetçi bir dayının çok da hazzedeceği ya da ortaklık kurabileceği bir “tip” değilim. Fakat ne zaman Avrupa’nın başka bir ülkesine gitsem ya da yaşadığım ülkede başka bir şehire gitsem (kendi şehrimdeki ahbaplarımla artık arkadaş olduğumuzdan saymıyorum); darda kalsam ve bir Türk’ten yardım istesem genel de beklentimin çok çok üzerinde olumlu geri bildirimler aldım. Almanca bilmediğim için otobüsü durdurup gideceğim adresi tarif edeni mi dersiniz (üstelik kendisi taksi şöförü ve benden 30 euro kazanabilecekken, boşver paran cebinde kalsın diyerek bunu yaptı); Erasmus arkadaşlara, kalacak yeriniz yoksa üst katta sabahlayın diyen restaurant sahibi Türkleri mi ararsınız, kısaca bizim milletimiz kadar özellikle de esnaflarımız kadar yol da kalmışa, yardım etmeye çalışan ve bunu yaparken kendi çıkarlarını geri plana atan bir millet görmedim. Üstelik bu yardımları gördüğünü söyleyenler sadece Türkler değil, Ukraynalı, İspanyol vs bir sürü değişik milletten kişiden bunu duyduğum oldu.
    Ortadoğulularla ilgili yazınızın bir kısmına katılmakla birlikte, bizi toptan leş kargası gibi anlatan, kımıl zararlısından daha beter gösteren yorumlarınız çok da gerçeği yansıtmıyor. Ortadoğulularla çok teşrik-i mesaide bulunmuş bir kişi olarak; belirtmezsem; bugüne kadar yardımını gördüğüm ateist, ülkücü, tarikatçi, cemaatçi, solcu, sağcı, Arap milliyetçisi, Kürt milliyetçisi kısaca tüm renkleriyle güzel coğrafyamızın insanlarını temsil eden insanların hakkı üzerimde kalır diye düşünüyorum.
    Diyeceksiniz ki bu kadar mı toz pembe? Tabi ki değil, illa ki kötüleri de gördük, duyduk; ama genelimiz hala öz değerlerimizi koruma konusunda özellikle “garip düşmüş” bir vatandaşlarını gördüklerinde iyilik yarışına giren insanlarız.
    Bir çok tespitiniz de haklı olduğunuzu söyleyip sizin de hakkınızı size teslim etmek isterim fakat çizdiğiniz kapkara manzaralar çok renkli bir sanat eserinin sadece ufak bir kısmını oluşturuyor.
    Peki neden en çok “kendimizden” şikayet ediyoruz. Evet biz, bizden çok şikayetçiyiz; çünkü bizler hem kendimizden hem bizden gördüklerimizden “aziz”ler gibi davranmasını bekleyen ve kolay kolay da tatmin olamayan bir yapıya sahibiz. Yabancı bize kan kusturduğunda, sadece ama sadece doğduğumuz ve belki de hiç bir ortak yönümüz olmayan kötü yüzdeler üzerinden bizi genellerken “gık” etmeyip, içlerinde ki bir iyiyi yere göğe sığdıramıyoruz; bizden olanların en ufak “falso”sunu hemen genele yayıyoruz; ve kendi kendimize ayıp ediyoruz. En basiinden, sizi tanımayan bir kişinin, bahsettiğiniz ve kötülediğiniz insanlardan olduğunuz ön yargısıyla size yaklaşmasından ya da sizin hakkınız da demek ki bu herif de böyle diye düşünmesinden rahatsız olacağınıza ve bu tutumu hak etmediğinize eminim.
    Yurtdışında yeni olan veya çıkma hazırlığında olanlara ufak bir “olmaz olmaz tablosu” yazmadan edemeyeceğim:
    1) ne kadar iyi dil de bilseniz ya da kültüre aşina olsanız da, en başta kendinizden olanları arayacaksınız ve kandırılmaya en müsait olduğunuz zamanlarda olduğunuzdan, -köylü kurnazlarına imkan vermemek adına asla- bir kişi ya da gurubun söylemiyle iş yapmayın, araştırın araştırın sorun sorun sonra yapın. İçinize sinmeyenden uzak durun, çok fazla imkan var; kısıtlı ve bıkmış söylemlere kulak asmayın.
    2) Mümkün olduğunca ön yargılarınızı sınır kapımızda bırakın ve bir daha yanınıza almayın.
    3) Yurtdışında “hiç kimse” olduğunuzu ve “kimsesiz” olduğunuzu kabul edin ve kötünün kötüsü şartlara kendinizi psikolojik olarak hazırlayın. A ve B yetmez alfabenin tüm harfleri adedince plan yapın. Akraba, arkadaş vs gibi tamamen başkasının üzerine yularınızı atarak plan yapmayın, insanların kendi hayatları olduğunu ve yoğun olduklarını kabul edin.
    4) Kimse hakkında bir ön kabulle hareket etmeyin. Yani nötr olun. İnsanların bir çoğunun, ufak bir gözlemle niyetlerini okuyabileceğinizi fark edin.
    5) Bir yerli hata yaparsa sadece bir yerli hata yapmıştır; ama bir yabancı hata yaparsa bin yabancı hata yapmış gibi etki bırakır; bu yüzden sadece kendinizi değil sizden sonra gelecek Türklerin de kredisini kullandığınızın bilincinde olun.
    Bu yorumlarım ve altına yorum yaptığım yazı dahil her şeyi direkt kabullenmeyin, kendi deneyimlerinizi ve bakış açınızı kazanana kadar hatta sonrasında da farklı ihtimallere açık kapı bırakın.

    Ülkemiz mi yoksa yabancı ülke de mi yaşamak derseniz; en az 50 senelik aileden deneyimleri de derleyerek özetlediğim gibi; “Taş yerinde ağardır.”

    PS: Ufak menfaatleri için sistemlerini suistimal etmek sadece bize has bir durum değil, bunu bir çok az gelişmiş ya da “gelişmekte olan” hatta zaman zaman “gelişmiş” ülke insanlarında da gözlemliyorum. İnsan her yerde insan; değişse, değişse yüzdeler değişiyor ve tanzimattan beri zannettiğimizin aksine çok da değil.
    Sayın yazar size iyi bloglamalar, sürç-i lisan ettikse affola.
    Sevgili okuyucu, en güzel dileklerimle…
    İmza: Bir “Garip” Gurbet kuşu…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s