ORTADOĞULULAR’DAN NİÇİN NEFRET EDİYORUM

 

ortadogu_etnik_yapisi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu başlık için çok düşündüm. Çoğu insanı kızdıracak bir başlık. Ama olsun. Yalan yazmıyorum.

Dürüstüm…
Herkesten önce kendime…

Bir yaz sıcağında bütünleme sınavlarına hazırlanıyordum. Yanımızdaki daire boyanıyordu. İçindeki işçiler durmadan gülüyorlar, alaycı bir şekilde bağırıyorlardı. Gürültüleri yüzünden ders çalışamıyordum. Yanlarına gittim. Ortalarında bir kişi çaresiz bir şekilde bana bakıyordu. Ötekilerin hepsi ona alaycı bir şekilde gülüyordu.

“Ne oluyor burada? İki saattir gürültünüzden ders çalışamıyorum.” dedim. Alaycı bir şekilde o adamı gösterdiler. Durumu anlamadığımı gösterir şekilde kafa salladım.
“Romanyalı” dediler.
“Ne olmuş?” dedim.
Güldüler, “Yabancı”dediler.

Ertesi günde aynı adamla yine dalga geçiyorlardı. Yanlarına gittim, bu sefer kızgındım.
“Adamla derdiniz nedir? Birşeyi yanlış mı yapıyor?” dedim.

“ Yooo, Romanyalı, yabancı” deyip gülmeye devam ettiler.

Kızdım ve biraz sert sesle. “Adam adam gibi çalışıyor, niye durmadan kafa buluyorsunuz?”dedim.
Ustabaşlarına “Bu adam kim? Yanlış birşey mi yapıyor?” dedim.

Ustabaşı “Romanya dağılınca buraya gelmiş çalışmaya. Biz de iş verdik, acıdık” dedi.

Acıyıp iş verdikleri adam zaten ucuz olan inşaat sektöründe sıradan bir işçinin aldığının dörte birini alıyordu. Üstüne üstlük bir de durmadan dalga geçiliyordu.

İş bitince öteki işçiler eve gidiyor, o biraz daha fazla tek başına çalışıyordu. Bir akşam yanına gittim.

Harika bir resim çizmişti duvara…

3-5 kelime İngilizcem ile harika resim çizdiğini söyleyip, nerede öğrendiğini sordum.

Romanya’da bir Üniversitede resim hocasıymış.

O yıllar Sovyetler Birliği’nden birçok kadın Türkiye’ye çalışmaya ya da ticaret yamaya geliyordu. Hepiniz hatırlarsınız o kadınlara birer hayat kadını muamelesi yapılıyordu. Her birisi potansiyel orospuydu bizim insanların gözlerinde ve durmadan “Nataşa” diye alay ediliyorlardı.

Ülkeye gelen birçok Batılı turisti gördüm, tanıdım ama onlar sadece turistti. Çalışmıyorlar, geziyorlar ve gidiyorlardı. Bir çeşit dokunulmazlıkları vardı.

Ancak Romanyalılar, Ruslar ya bizimle çalışıyor ya bize çalışıyorlardı. Yollarımız değil, yaşamlarımız kesişiyordu.
Okul bittikten 2 sene sonra yurtdışına gittim. Yabancılarla çalışmaya başladım. İçimde hep bir korku vardı…

Kendi ülkeme çalışmaya gelen insanlara bizimkilerin yaptığı davranışlar bana da yapılacak mı?

Gözlerimin önüne hep, çaresiz bakışlarla bana bakan Üniversite’de resim hocası o Romanyalı adam geliyordu.

Yabancı olmak böyle birşey miydi?

Sıra bende miydi?

Yurtdışına gittiğim gün ilk elden beynimde dolanan sorular bunlardı…

İlk bir Türk’ün yanında çalışmaya başladım. Hemşerimdi, neredeyse tuvalette bile namaz kılacak kadar ibadete düşkündü. Bana “İngilizce ve iş bilmiyorsun. Bunları öğrenene kadar takıl burada. Öğrenince ücretini konuşuruz” dedi.

10 saate yakın çalışıyordum. Toplam 10 dolar veriyordu. 1 paket sigara parasıydı. O dönem saat ücreti o ülkede 10 dolar idi. 1 aydan fazla zaman geçmişti. Her işi yapar olmuştum. Ücreti konuşmak istediğim zaman sürekli hazır olmadığımı söylüyordu. Çaresiz kalmaya başlamıştım.

Birgün bir Türk arkadaşa rastladım.

“Nerede çalışıyorsun” dedi.

Söyledim. “Adam hemşerim dedim.

“Bırak hemşeriyi.Hemen oradan çık, el altından bir iş bul ve sakın kalma. O adam ilk gelen Türkler’i alır, para vermez, aylarca kullanıp atar. Turkler’i boş ver. Yabancıların yanında çalışmaya çabala. Türkler asla hakkını vermez. Oyalarlar seni. ” dedi.

Bir Batılı’nın yanında iş buldum. Ne verirse almaya razıyken ummadığım şekilde saatime 12 dolar verdi.

İngilizcem yoktu. Yeni öğreniyordum. Adamlar bunu bana karşı asla kullanmadılar. Her defasında bir bebekle konuşur gibi yavaş yavaş iş bilgilerini aktarıyorlar, sabırla beni dinliyorlardı.

Ortadoğu ile Batı’nın iki ayrı dünya olduğu konusunda ilk ışıklar o zaman içimde yanıp sönmeye başladı.

Patronum, yerleri silmemi isterken bile büyük bir kibarlıkla bana “Sir” diye hitap ediyor, arkadaşları ve ailesi ile tanıştırırken “ Bu centilmen Türkiye’den yeni geldi aramıza katıldı”diyordu.

İNANIN benimle kafa buluyorlar sanıyordum
YİNE İNANIN Adamların kültürü buydu ve samimiydiler.

Devlet dairesine vize uzatmaya ya da bir sorun halletmeye gittiğimde memurlar “Sorununuzu bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.” diyorlardı.

İnanamıyor, bana mı dediler acaba diye sağa sola bakıyordum.

Yine içimde aynı duygu beliriyordu: “Yok yok, ben yeni geldiğim ve fazla dil bilmediğim için bunlar kafa buluyor benimle”

Asla inanamıyordum devlet memurundan, belediye şoföründen, polisinden, patronuna kadar böyle davranışlarla karşılaştığıma…

Daha sonra dil konusunu halledip, eğitimim üzerine profesyonel bir iş bulup, işte de deneyim kazandıkça statü elde etmeye başladım.

Ama içimdeki korku geçmiyordu. Ya bir gün içlerinden birisi “Yeter ama sen de kimsin, daha dün geldin boktan bir ülkeden; şimdi bize ağalık taslama” derse ne yapacaktım?

Romanyalı işçi geliyordu hep aklıma…

Ancak asla böyle birşeyle karşılaşmadım, herkes işini yapıyor, farklı kimliğiyle,insanı değeri ve çeşitliliğiyle saygı görüyordu..

Ortadoğulular’ı tanımaya başladım.

Benden yıllar önce gelip orada yaşayanları…

Bir ara Lübnanlılar’ın mahallesine taşındım. Sidney’de Lakemba denilen bir mahalle. Küçük Ortadoğu olarak bilinen bir yer.

Mahalledeki Lübnanlılar’ın çoğu Lübnan iç savaşından kaçıp gelmişti. Ancak mahallede sürekli olay oluyor, polis basıyordu. Avustralya gazetelerinde o dönem birkaç ayda bir 5-10 Lübnanlı tarafından kaçırılıp tecavüz edilen 17-18 yaş cıvarlarında kızların haberleri yer alıyordu.

Sadece tecavüz olaylarıyla değil, gasp, soygun ve öteki suçlarla da Lübnanlılar anılıyordu.
İnanamıyordum olanlara. Lübnanlılar’a sorduğumda gülerek Avustralyalılar’ı gösterip “ Bunlar kafir” diyorlardı.

Maria adında bir kız çalışıyordu yanımızda. Birgün işten acilen çıkma kararı aldı. 2 hafta önceden bildirmesi gerektiğini, yerine adam bulmak zorunda olduğumuzu söyledim.
Bana “Erkek arkadaşımdan ayrıldım” dedi.

“Ne olmuş..” dedim.

“Erkek arkadaşım Lübnanlı. Acil kenti terk edeceğim. Bulurlarsa ya öldürürler, ya toplu tecavüz ederler.” dedi.

Lübnanlılar’ın bu tip olaylarını görünce çıldırma noktasına gelmiştim. Her türlü pislikleri için yaptıkları açıklama hep aynıydı : “Bunlar kafir”

Düşünün…

Kendi iç savaşınızdan kaçıp dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birisine kaçıyorsunuz. Bu ülke size bakıyor, işsizlik parası veriyor, bedava ev veriyor yaşamanız için. Bütün sosyal haklarını ve konforlarını size acıyor.

Siz “Bunlar Kafir” diyerek hem kızlarına tecavüz ediyor, hem mallarını gasp ediyor hem de sosyal sistemlerini sömürüyorsunuz.

En son sahillerdeki bikinili kızlara saldırmaya başladılar. Sebep yine aynıydı :”
Siz kafirsiniz”

Avustralya halkı artık dayanamamıştı ve hem Lübnanlılar’ın bu davranışlarına hem de kurdukları mafya organizasyonlarına karşı büyük bir ayaklanma başladı.
Lanet olsun böyle adamlara diyerek mahalleden kaçtım.

 

İŞİD’a katılan gruplar arasında Avustralya’dan gelip katılanlar dikkat çekiyordu. Kimse böyle bir katılımı beklemiyordu. BBC’de geçen çıkan bir habere göre, Avustralya’dan gelip İŞİD’a katılanların büyük çoğunluğunu Lübnanlılar oluşturuyordu.

Beni hiç şaşırtmamıştı. Yaşadıkları medeni ülkelerde kavgayla, gürültüyle, avaz avaz bağırmayla hiçbir iş halledilemeyeceğinin çaresizliğini yaşıyordu Ortadoğulular…

Bütün kıvranmalarının temelinde bu vardı.

İŞİD’a katılmak bir çeşit özlemini duydukları kavganın, gürültünün ve birbirine acı vererek mutlu olmanın gerçekleştirilme yoluydu..
Bir çeşit Ortadoğulu için mutluluk iksiriydi, çok geç kalmış bir rüyaydı…

Hava atamayacağınız, gösteriş yapamayacağınız, bağırarak, kavga ederek hüküm kuramayacağınız yaşam bir çeşit cehennemdi…

Kaliteli sıradan bir insan olmak büyük bir hayat yüküydü…

Yıllarca dillere dolanan ” göçmenlerin entegrasyonu” problemi yıllarca yüzlere takılan bir maskeydi…

Gittikleri yerleri, geldikleri yerlere çevirememenin acısı vardır Ortadogulular’ın yüzlerinde…

 

Lübnanlılar kadar olmasa da Türk mahallelerinde duyduğum, gördüğüm hikayeler çok benzerdi.
Yalandan aldıkları sahte sağlık raporları ile işsizlik fonlarını, sigorta şirketlerini dolandırmak çok revaçtaydı.

Birçok Türk kendisini ya hasta, ya işsiz göstererek, gizliden çalışarak devletten para yürütüyordu.
Kahkalarla birbirlerine üç kağıtçılıklarını anlatıyorlar, Türk kahvelerinde birbirlerine nasıl devlet soyulacağı konusunda akıl veriyorlardı.

Sosyal kurumların önünde sahte kağıtlarla devleti dolandıran Türkler’e bakıyordum..İçlerinde en Şeriatçısından, en Komünistine..Alevi’sinden Sünni’işine, Türk’ünden Kürt’üne hepsi vardı.
İdeolojileri ve kimlikleri ne kadar farklı olursa olsun davranış kültürleri ve düşünme biçimleri hep aynıydı.

Aynı işi yapıp aynı parayı alan  yerlilere, Türkler’in yaptığı gibi yapmasını ve devleti dolandırıp ekstra para almasını söylediğimde çoğunun tepkisi aynıydı:

“Sistemime zarar veremem, çünkü ülkemi seviyorum.”

Ortadoğulular’a bu adamlardan aldığım cevabı söylediğimde, söyledikleri hep aynıydı.

Büyük bir alaycı kahkahanın ardından:

“Bunlar aptal”

Devletini soymayan yerli halkları aptal gözüyle görüyorlardı

Ortadoğulular’ın anlattığım bu özeliğinin yanında başka bir özellikleri de Güç gösterisi. Yani hava atmak.

Ülkemizde bilirsiniz. Cebine 3 kuruş giren adamın ilk yaptığı şey hemen hava atmaktır. Ya bir lüks araba, ya bir telefon, onu da bulamazsa hava atacak muahhak birşey bulmaktır.

Var olmanın dayanılmaz hafifliği hava atmaktır.

Güçlü görünmektir.

Kibir ve dokunumazlık duvarları örmektir.

Yükseklerde görünmektir.

Sokakta tesadüfen tanıştığım ve davranışlarından giyimlerinden çıkartmadığım insanların vali, belediye başkanı, milletvekili çıkmasına çok şaşırıyordum.Hemen gözlerimin önüne Ortadoğu geliyordu.
Tabi Ortadoğu’da vali, belediye başkanı, milletvekili olmak…

Türkiye’de yanına bile yaklaştırılmadığımız adamlar, burada yolda yürüyen, ekmek alan, gazete alan, ayaküstü tanıdıklarıyla konuşan, benimle tanıştırılınca memnun olduklarını söyleyen insanlardı…
Anlatacağım bir milyon örnek var bu anlattıklarıma paralel..
Twitter’da anlatıyorum da yeri geldiğinde…

Asıl konuya döneyim tekrar…
Ortadoğulular’ı yurtdışında tanıdım. Nasıl yalancı, ahlaksız, kendilerinden başka hiçkimseye saygısı olmayan, tek dertlerinin üstünlük, güç ve ego olduğunu başka ülkelerde gördüm.

Türkler, Iraklılar İranlılar, Afganlılar Pakistanlılar, Lübnanlılar…
Aklınıza gelen Ortadoğu’nun bütün halkları…

Aynı kalıptan çıkmış gibi sahtekarlıkta,dolandırıcılıkta, riyakarlıkta muazzam hünerlerini göstermekte yarışıyorlardı.

Birçoğunun bütün derdi devleti, sosyal kurumları kısaca önüne geleni soymaktı.

Bir de, din adına bu soygunları yaptıklarına inanıyorlardı.

Oturma haklarını almak için her türlü yalanı, palavrayı ve üç kağıdı çevirdikleri devletleri rahatladıkları ilk an soymaya başlıyorlardı.

Nicin boyle yaptıklarının cevabını vermeden önce atacakları alaycı kahkaha hep hazırdı:

“ Bunlar Kafir”

Bir ara ticaret yapmıştım. Hem Ortadoğulular’a hem Batılılar’a mal satıyordum.

İş üzerinde ahlaklarını görme fırsatım olmuştu ve çok büyük bir deneyimdi benim için.

Bir Batılı’ya mal satınca söylediği şey “ Ayın şu günü benim ödeme günümdür. İsterseniz parayı hesabınıza gönderelim, isterseniz çekinizi o gün gelin alın.”

Ortadoğulu’ya mal satınca cevap hep aynıydı : Mal satılınca parayı alırsın,”
Mal satılınca da para verilmez, bahaneler uydurulur ve hep başka günlere ertelenirdi.

İsyan ederdim.

Sabah akşam din diyanet satan, ahlak dersi veren adamların bütün işlerini üç kağıtçılıkla, dolandırıcılıkla, riyakarlıkla yapmalarına isyan ederdim.

Durmadan Ateistler’le dalga geçip, Batılılar’a sonsuz nefret kusan adamların nefret ettikleri, dalga geçtikleri adamların binde biri kadar ahlaka ve dürüstlüğe sahip olmamaları isyan ettirirdi beni…

Kanadalı bir arkadaşım vardı. Amerika’ya et ihraç ediyordu. Bir gün sohbet ediyorduk. Yeni parti canlı hayvanları ihraç etmişti.

“Ödemeyi neyin üzerinden yapıyorlar? Hayvan başına mı yoksa kilo başına mı ödeme yapıyorlar?” diye sordum.
“Kilo başına.” dedi.
“Kaç kilo sattin?” dedim.
“Bilmiyorum” dedi.
Şaşırdım.

“Nasıl öğreneceksin?” dedim.

” Hayvanlar Amerika’ya ulaştığında, Amerikalı alıcı hepsini teker teker tartıp bana bildiriyor.” dedi.

Şok olmuştum. Adam Amerikalı et ithal eden firmadan öğrenecekti ne kadar kilo hayvan sattığını…

Dürüstlüklerinden endişe etmiyordu…

Allah aşkına …
Ortadogu’da hiç böyle bir ornekle karşılasanınız var mı?

Hemen bin sene öncesinden peri masalına dönmüş orneleri vermeyin.

Ortadoğu ülkelerinden sadece birisinde böyle bir örnek yaşanıyor mu?

Dürüstçe cevap vermeyin ama dürüstçe bir düşünün lütfen…

Türkiye’de iken Atatürk karşıtı idim.
“ Muasır medeniyetler seviyesine çıkmalıyız.” sözü ile dalga geçerdim.

Ancak yurtdışına çıkıp, özellikle medeni ülkelerdeki halkları ve oradaki her türlü imkana ve rahata rağmen kendi ülkelerindeki soygun, vurgun düzenini kuran Ortadoğulular’ı görünce Atatürk’ün değerini anladım.

Türkiye’deki arkadaşlarıma Atatürk’ün değerini anlattığım zaman benden duyduklarına inanamıyorlardı ve nasıl oldu da Atatürkçü oldun diyorlardı.

“Atatürkçü değilim, Atatürk’ü anladım. Daha da önemlisi sizlerin ne mal olduğunuzu anladım.” diyordum.

Sabahtan akşama kadar birbirine ahlak dersi veren Ortadoğu ülkelerine ve halklarına bakın.

Tek uzman oldukları şey içlerine tesadüfen doğdukları yerel, etnik ve dini değerleri mutlak üstünlük ve yücelik olarak görüp, o kimliklerden ve inançlardan gelmeyenlere yeryüzünü zindan etmek.

Dillerinden düşürmedikleri “Hepimiz Kardeşiz” sözü en büyük yalanları.

Bu sözü söyledikten sonra arkanızı dönünce gizliden fısıldadıkları bir söz daha var:
“Hepimiz kardeşiz ama abi benim. Ben ne dersem o olur.”

Bütün hikayeleri bu cümlede özetlenmiştir.

Tüm amentüleri devlet soymak, devlet soyulmazsa birbirini soymak.

Ve gittikleri yerleri geldikleri yerlere benzetmek …

Farklı inançtan, mezhepten, kimlikten gelenlere “kendi yüce ve üstün” değerlerini dayatmak.

Batılı bir Sosyolog arkadaşıma Batı – Doğu kıyaslaması yaparken her Ortadoğulu’nun aspirin gibi her soruna tedavi olarak soylediği sözü söyledim:

“Siz bizi sömürdüğünüz için biz bu haldeyiz.”

“Hayır” dedi.

“ Biz sizi sömürdüğümüz için bu halde değilsiniz. Aksine siz bu halde olduğunuz için sömürülüyorsunuz.”

Doğu toplumunu Batı’da tanıdım.

Türkiye’deyken “Kahrolsun Batı, Kahrolsun Doğu sömürüsü” der dururdum.

Ancak yaşadıkça şunu gördüm ki, Doğu’nun büyük bir “Doğulu” sorunu var.

 

“ORTADOĞULULAR’DAN NİÇİN NEFRET EDİYORUM” ÜZERİNE  2. BÖLÜM

 

https://twitter.com/KILICSIZ

Advertisements

168 thoughts on “ORTADOĞULULAR’DAN NİÇİN NEFRET EDİYORUM

  1. Tanzanya’da yaşıyorum. Kimse üstüne alınmasın, burası yamyamlar cehennemi!

    Hikayeler dinledim büyüklerimden, adeta yeryüzü cenneti, gece kapısı kitlenmeyen evler, paylaşılan yemekler, tanrı misafileri, birbirleri için fedakarlıklarda bulunanlar, hayatlarını feda edenler.Hatta Türklerden, islamdan nefret eden batılı vakkanüsler,seyyahlar yada tarihçiler bile bunu dile getirmiş. Peki nereye gitti o insanlar yada torunları bizlere ne oldu. Müslüman-Türk-kürt-arap olsun olmasın kültür aynı, talancıyız! maddi manevi talan, hak-hukuk talan,duygusal talan.

    Tanzanya Devletinin çocuklara verdiği sütü döküyorum, malum zehirlenme ve bazı genetik hastalıklara sebep olabiliyormuş.(süt tozu-bozuk aşı olaylarınıda hatırlayın) , marketten alıyorum ama içinde sağlığa zararlı bir çok madde çıkıyor. Çocukken İçine su katan sütçü amcayı ne kadar da masum bulmaya başladım.
    Çocuk aşılarını kendim almaya çalıyorum ama özel şirketlere de güvenim yok. Arabayı tamir ettireceğim, ameliyat olacağım ayrı ayarı yerlere fiyat ve bilgi soruyorum. Acaba kazıklanacakmıyım, boşuna mı kesecekler beni…

    Bir Türk atasözü! düzeltiyorum, (hep kötü şeyleri Türklere yıkmak olmaz…) Tanzanya’lı ata sözü var, “yalansız araba satılmaz” yalansız yaşanır mı Tanzanya’da?
    Kazanmadığım paranın vergisi kimlerin kutusuna giriyor. Barajlara evsel atıksu bırakılıyor, borç veriyorsun geri alamıyorsun, Dindar kindarlar “islam devleti değil” der vergi vermez, bazı kürtler “benim devletim değil” der aynısını yapar, bazı Türkler “başkaları yesin diyemi vergi vereceğim” der… Mükellef haklarını bilmiyorsa maliyede giydirirler, elinde para gördülermi sen öde sonra itiraz et derler.

    Bizim Handa emekli imamlar cemiyeti çekirdek çıtlatır 4-5 kadın olayını tartışır, chpden korunmak için dua eder. Karşılarındaki misyoner, hanı çiçeklerle donatır,güler yüzlüdür, kimseyi kötülemez, çalışkandır, boş durmaz, yarım severdir. örnek “vatandaştır”

    Burası tanzanya devlete güven yok insanına hiç güven yok.

    Biz Tanzanyalılar Lafta cesur,kalabalık olunca mert, taciz de erkek, kendimize müslimandır. bu batılı halkların hepsi bizden iyi değil tabi. ama kafir olsalar da en azından kendi halklarına daha fazla dürüst ve yardım severler.

    Ben oğuz soylu bir Türk’üm. Ama adı Türk olanlardan değilim. Zira bunlarla yaşamak ızdıraptır. burada herkes birbirinden nefret eder. benim cehennem ülkem.

    Beyenmiyorum, ama gitmem! atalarım kanlarını döktü bu ülke için bende döktüm. çalıştık vergimizi verdik, herşeye rağmen sadık kaldık. Birilerini kovmak siz küstahların harcı değil. Asıl siz kötü insanlar defolup gidin.

    Türkiye’nin ortak hedefi ne ? İnsanlarımızı ne bağlıyor birbirine ? Hedefimiz insana yakışır yaşamak, adelet, sağlık, özgürlük, maddi manevi refah değil mi? neden kavgalıyız herkesle, elin gevuru nasıl geçti,her konuda bizi ..İyi olan değerlerimiz hiçmi kalmadı ?

  2. Yazinizi okudum, katilmamak imkansiz. Insan keske diyor, keske muasir medeniyet seviyesine bizde cikabilsek, önyargi ve ahlak dersi ahkamlarindan kurtulsak. Ataturk’u anlamaniza sevindim, lutfen daha cok anlatin herkese onun kurdugu cumhuriyette yasayip ulkeseni üç kuruşa satanlara karşı hepbirlikte olmalıyız.

  3. 39 yasindayim -17 yasindan Rusyanin baskenti Moskova yasiyorum… Yazdiklarinizi anliyorum ve katiliyorum. Ataturku hic bir zaman sevmemisdim , ama yazdiklarinizi okudukca sanki o sizin yasadiginiz anlari bende sizinle beraber yasadim ve Ataturke bakisim deyisdi ….

  4. Hikayen Hollandaya ilk geldiğim 94-95 yıllarını hatırlattı bana.
    Kişisel izlenimime göre bahsettiğin nesil burada yavaş yavaş eriyip kaybolup gidiyor.

    Türkiyeyi sadece tatilden bilip Türklük gururu, ayıp gibi saçmalıklar ile bocayalayan yeni nesil artık öyle mentalite ile avunan insanlarla fazla alakadar olmuyor.

    Kiliselerin gittikce boşaldığı gibi eski kafalar gittikçe yalnızlaşıyor.

  5. 35 yıldır Kanada’da yaşıyorum. Anlattıklarını bire bir yaşadıklarıma örtüşüyor. Bir küçük deneyimimi ekleyeyim; ilk geldiğim yıllarda sokakta bir gurubun orta yaşlı bir kişinin önderliğinde Kitchener kasaba meydanında yerdeki çöpleri -bizim deyimimizle- mıntıka temizliği yaptığını gördüm. Ne olduğunu sorduğumda, halkla birlikte yerdeki çöpleri toplayan kişinin belediye başkanı olduğunu ve her Cumartesi günü saat 9:00 da bunu yıllardır yaptığını söylediler. Arkasında 100’e yakın kişinin de sehir meydanini temiz görmek isteyen halktan gönüllüler olduğunu söylediler. Gerisini okuyanların takdirine bırakıyorum.

  6. Şaban Teoman Duralı – Çağdaş Küresel Medeniyet adlı kitabı okumalısınız. Uzun uzadıya eleştirmek istemedim ancak çok sığ şekilde bakmışsınız her yerde olaya. Köklerinizin dışarı değil toprağınıza büyümesi dileğiyle.

  7. Arkadaşlar…..bu harita yanlış.turkleri türkiyeyi arablarla deil türk devletlerle kasak azerbeyc.türkmenist.vs…. birlestirmek lazim.ve
    ve dünyada kendini kötülüyen tek milletde biziz …..sade türkiyede binlerce avrupali yasamakdadır.birde onların görüşünü yazmak lasim ..bence daha sevgidolu dur …ben kendim almanvatandasiim..ve 13 senedir türkiyede yaşiom ve turkiyede yatirim yaptim ….yani lafin kısası ülesìne sahib cıkan …gurbetcilik ..yabancilik…yani şu cılıkleri cekmez..

  8. (Türkler, Iraklılar İranlılar, Afganlılar Pakistanlılar, Lübnanlılar. Aklınıza gelen Ortadoğu’nun bütün halkları…
    Aynı kalıptan çıkmış gibi sahtekarlıkta,dolandırıcılıkta, riyakarlıkta muazzam hünerlerini göstermekte yarışıyorlardı.
    Birçoğunun bütün derdi devleti, sosyal kurumları kısaca önüne geleni soymaktı.
    Bir de, din adına bu soygunları yaptıklarına inanıyorlardı.)

    Bu soygun işinin “Bir de din adına” sı yok, saydığınız etnik köklerle ilgili de değil.

    Bir öğretinin etkisidir bunlar.
    Öğretinin adı Dârü’l-harb olarak bilinir.

    Özet olarak gayrimüslim egemenliği olan topraklar/ülkeler anlamına gelir.
    Müslimler gayrimüslim olan yerlerle kendilerini ebediyen harp (savaş) içinde sayarlar ve onlardan aldıkları her şey kendileri için helal olduğuna inanırlar.
    Dârü’l-harb içinde oldukları ülke ya da insanları Dârü’l-İslam haline getirmek onlar için cihad (İslam dışı olanlarla savaş) sayılmaktadır.

    Dârü’l-harb öğretisine göre,

    9/TEVBE-29’da bu şöyle açıklanmaktadır.
    allâhi (Allah’a), lâ bil yevmil âhıri(ahrete), mâ harrame allâhu(Allah’ın haram ettiklerine), ellezîne lâ yu’minûne(inanmayanlarla), hattâ yu’tû el cizyete(size/vergi verene kadar), kâtilû(katledin/savaşın) denmektedir.

    Örneğin Osmanlı, tabası olan Hristiyan ve Yahudilere(zimmi) kendilerine vergi ödediği için koruması altında tutmuşlardır.

    Gariptir ama, tüm dinlerde durum budur, ölmeyi, öldürmeyi emreder.

    Bunu daha detaylı olarak “Tanrılar sürekli öldürün der mi?” başlığında görebilirsiniz.

    http://ahmetdursunarsivi.blogspot.com.tr/2015/07/boyle-din-boyle-mantk-olmaz.html

    • Sözlerinize katılmıyorum. Kendi ülkesindeki kabalıklar, tacizle, dolandırıcılıklar.. Hem ayni ülke vatandaşı, hem ırkdaşlarının, hem de dindaşı.. Bu kültürel yozlaşma 50 – 60 yıl önce böyle değildi. Hızlı kentleşme yanlış din bilgisi ve cemaat kavramları insanları Türkiye’de böyle yaptı ve Araplaştırdı.

    • Alakası bile yok. Tüm hepsini kendi devletine, milletine, dindaşina, kardeşine hatta ana babasına bile yapıyor bu insanlar. Bunun nesi darulharb.

  9. Siz ortadoğunun durumunu dışarı çıkınca farketmişsiniz. Şanslısınız. 40 yaşıma yaklaştım, son 25 senesi bu farkındalık ve olan bitene tiksintiyle geçti.. Neredeyse kendimi bildim bileli yabancı bir ülkede gibiyim.. Dönem dönem ABD’ye gittiğimde oranın kültürüne daha çok ait hissettim..

    Burada teknoloji adına birşeyle yapmaya çabalıyorum ama yavaş yavaş umudumu da kaybediyorum..

    Sömürme konusunda: Ortadoğuluların en ortak davranışı hep başkalarını suçlamaları, sorumluluk üstlenmemeleridir. Kendileri iyi şeyler yapmaya çalışmıştır ama dış mihraklar bozmuştur(!?!?!?).. Dış mihrakların bozmasına izin verdiysen ya hainsindir, ya beceriksiz ya sahtekar oysa.. Hal böyle olunca, ülkesini düşünen ortadoğuyu sömürür, hatta sömürmelidir. Abd sömürmese, İngiltere sömürür, o sömürmezse ortadoğudan biraz akıllı olan zaten sömürür. O nedenle sömürülmekten yakınmak değil sömürtmemek doğrudur. Ama bunun için de akıl, bilgi, çaba gerekir. Bu coğrafyanın da o konularda çöldür..

  10. Her kelimesine katıldığım mükemmel bir yazı olmuş. Bende aynı ülkede yaşıyorum ve hemen hemen benzer bir seneryo yaşadım şimdiye kadar. O yüzden bu yazının çok ayrı bir yeri var benim için. Üzülerek tebrik ediyorum.

  11. Kendinle yüzleşemiyorsun batıya bok diyorsun. şuan pislik içinde olan biziz. aklımızı kullanmadan Allah onların cezasını nasılsa verir(Pis sömürücülerin) diyerek hep tecavüze uğrayan olarak kalacağız. Önce eğitim seviyemizi, hoşgörümüzü, görgümüzü geliştirmek zorundayız. Endülüs, Bağdat yada Osmanlı döneminin lideri olmanın bugüne faydası yok! Bugünün gereceği ‘uzaya’ 50 yıl önce çıkmış bir medeniyete karşın bizim hala 1400 yıl öncesinin doğrularının matematik, fen den daha önemli görüyor olmamız. Allah aklını kullananlara yardım eder kullanmayan müslüman toplumları herzaman köle kalacaktır. Örneğin Amerika 15 milyon köle getirmiş afrikadan. sonra onlara özgürlüklerini veren yine abd oldu. Bu abd nin dinlerine daha yaklaştıklarından değil insan hakları ve özgürlüğün gereğini geliştikçe öğrenmelerinden kaynaklanıyor.
    Dedemin dedesinin dedesi bu doğru dedi diye toplumsal normlar böyle kalacak diye bişey yok. Batı kültürünü aynen alalım demiyorum ama geçmişi bırakmak zorundayız. bugün liseli bir çocuğun tv ve internet ile ulaşamadığın hangi görsel var. Gerçek ironik olan şey bizim karanlık içinde olmamız. Büyük kurt küçük kurt u aç bırakır. Şu an biz; küçük güçsüz kurt olarak kalmayı tercih ettik…Maalesef.

  12. 35 yildir yabanci bir ulkede yasiyor olmam bir nebze olsun Turklugumu azaltmadi; tam tersine daha da artti. Bunca yildir farkina vardigim gercek, toplumlarin birbirleriyle baglari kadar guclu oldugudur. Son 20 yildir ne oluyor, bilmem kac nedenle parca parca edildik. Yanlislarimizi kabul edip dogruyu bulmak yerine, mazeret uydurup karsi tarafi kotulemek bizi hic bir yere goturmez. Sonunda birileri gelip tepemizi ezer. Oyle Osmanli devrinde yapilanlarla ovunup; attik-tuttuklarla hayaller aleminde yasamanin da anlami yok, Irak’ta Saddam kilicini salliyor, tabancasini atesliyordu havaya. Adamlar her turlu teknolojileriyle geldiler ve ne oldugunu gorduk. Libya desen ayni. Savaslarin sonucu artik yigitlik, mertlik haklilik-haksizlik kavramlariyla olmuyor. Teknolojisi, Ekonomisi, Askeri Gucu olan digerine bindiriyor. talan edip giderken de onlara medeniyet goturduk diyebiliyorlar serefsiz ve insanliktan uzak sozde su uygar bati ulkeleri… Tum savaslarin tek nedeni ekonomik; insanlarin yasamlarinin degeri sifir. Yapabilecegimiz en dogru sey, kendimizi onlardan daha iyi yetistirmek; ogrenmek, bilinclenmek, aile uyelerimizi ve toplumumuzu bilinclendirip yabacilarin ve yerli isbirlikcilerin oyununa gelmemek ve en onemlisi her alanda onlar kadar hatta daha da guclu olmak. Ancak o zaman bizi ciddiye alirlar, aksi halde bizleri geri kalmis ulkeler kategorisine koyup istedikleri gibi oynarlar, simdi oldugu gibi. Ornegin; Obama, Putin ya da Avrupa birligi hot dedigi zaman balon aciklamalarla milleti uyutmaya devam. Havada Suriye sinirina 1km kala bir tek Turk savas ucagi ucmuyor artik. Gectigi an NATO’ya ragmen indirilir, RTE cok iyi biliyor; kuzu kuzu Kuzey Irak’tan ciktigimiz gibi. Turk Ulusu olarak var olmak icin her turlu mucadeleye hazir olmak zorundayiz.

  13. Baslik olmamis ama dediklerinizi bizzat kendim yasadim ve bahsettiginiz insan tiplerinin hepsini gordum. Bunlari kendi yakinlarima anlatinca da alay konusu oluyorum. Bu gidisle yakinda din degistirmeler olabilir ve hatta iki seneden beri insanlar gonullu bir sekilde din degistiriyorlar. Yasadigimiz yerde de durum cok farkli degil. Kisacasi sorun Ortadogu’da degil. Sorun su anda Orta Dogu’da yasayan insanlarin elinin deydigi her yerde. Bu Amerika’da olabilir, Almanya’da olabilir. Balkanlar’da olabilir. Asya’da olabilir. Peygamberler Tarihi’ni okursaniz sunu gorurusunuz: Siz Kuran’da adi gecen peygamberlerin orta dogudan baska bir yere mi geldigini zannediyorsunuz? Nerede sorun varsa oraya peygamber gelmis bir bakima.

  14. gerçekten erken kurtulmuşsunuz. ya biz naapalım 🙂
    kurallara uymamanın, uyanıklığın ve kurnazlığın yüzeltildiği bir toplumuz.
    her ne olursa olsun biz doğru insanlar bu çoğunluk kültürüne karşı mücadeleye devam ediyoruz, daha bitmedik.
    dinlerle ve bölegelerle alakalı bir şey değil bu, bu bir “kültür” bunu yaratan ve dayatan da sistem. insan dünyanın her yerinde insandır, kültürler farklıdır ve biz gelişmeye devam ediyoruz.

  15. en dibini kazıyarak oldukça zengin bir malzeme çıkmış.ama sömürü ülkesi ingilizlerin hintli zanaatkarların bir daha iş üretmesin diye kestiği parmaklar fıransızların savaş sürecindeki katliamları tecavüzleri almanların harika mühendistliği yanında dürüstlüğü anlatılırken zeus sunağı nasıl çaındığı almanyada yakılan türk evleri kız kardeişimin market alış verişi esnasında eşarbından dolayı hırsız muamelesi görmesi bu uzar gider ve sonu gelmez duygusal kıvrak zekayla olumsuzluk adına ne varsa yakalamışsınız bu türk arap yada afrikalı sorunu değil sadece hepimizin ortak sorunu.avusturalya ülkesindeki göçmenleri önce şehirlerde yaşamaya ve asimile etmeye çalışmıştır ama bunu beceremeyince şehirden uzak siteler yaparak taşınmasını sağlamıştır şehrin mozaiği bozulmasın diye.

    • Bahaneler bahaneler bahaneler
      Onnaringg atalariii. Birakin bu bahane uretmeyi. Bu kultur dibine kadar boka batmis bir kultur arkadasim. Avustralya hadi gøcmenleri sehir disina atti ( bu nasil mumkun oluyorsa artik ben anlayamadim bu iddiani), peki norvecte neden ayni bu orta dogulular, ya da isvecte veya finlandiyada? Bahaneler bahaneler bahaneler.

  16. Yazdıklarınızı ilgi ile okudum, tamamına yakınına katılıyorum ancak Atatürk’ü sevmezdim bölümünü şaşırarak okudum, Atatürk’ü anlamak için Kanada’ya gidip orada Lübnan mahallesinde yaşadıklarınızdan ders alıp sonrasında Atatürk’ü anlamak, bu ülkede yaşarken anlamak için çaba harcamak yerine inanmak gibi kolaylığı yaşamak olsa gerek.

  17. 16 yıldır yurtdışında yaşıyorum ve yazının altına imzamı atarım. bilhassa yurtdışında daha eski Türklerin yeni gelenleri sömürmesi sanırım her ülkede aynı.

  18. O kadar hak verdim ki anlatamam. 19 yaşındayım. Türkiye’de doğdum büyüdüm hala burada yaşıyorum. Ve sokakta yürürken bile sinirlerim bozuluyor. Bu denli toplum olma bilincini kazanamamış, bencil, mağdur edebiyatı yapan ama gücü ele geçirdiğinde en canisi kendisi olan başka hiçbir topluluk yoktur.
    Ve ben de aynı şeyleri düşünüyorum. Acaba bir gün ben de yurt dışına çıkarsam beni de dışlarlar mı?
    Kısacık bir şey yazmak istemiştim ama daha fazla yazmamak için kendimi durdurdum. Yazınızı, üslubunuzu çok beğendim.

  19. Ezikliğinizi örtmek ve batıda şark çıbanı gibi görülüyor olmanıza şaşırmıyorum.

    Bireyler üzerinden maksadını aşan faşist bir yazı olmuş.

    Batıya hayranlık duymadan önce; inka-maya uygarlıklarına ne olduğunu, nijeryaya ne yapıldığını, ruandada nelerin kimler tarafından yapıldığını, 1939-1945 yıllarında dünyada kimlerin(!) ne için vahşice saldırganlaştığını, somali gibi fakir bir ülkeden eritre diye ikinci bir ülkenin neden çıkarıldığını, ortadoğuda satınalınmış krallar-sultanlar-emirliklerin kimin tarafından kafa kol’a alındığını….

    Vs… batıya hayranlık duyacağım diye, dünyanın 2/3’üne karşı düşmanca yorumlar yapmaya gerek var mı?

    Almanya 2. Dünya savaşından sonra pek çok ülkeden göçmen işçi aldı. Talep etti bizzat. “Sarmısak yiyiciler” diye aşağılandı bu insanlar almanyada. “Kara kafalılar” denir avrupada pek çok ülkede doğululara.

    Amerikaya tapmaya başlamadan önce, martin luther king olayını filan okuyun. Kara Panterler neden kurulmuş bi okuyun.

    Siyahi gençlere hunharca kurşun yağdıran amerikan polisleri!

    Hamburgda direnişçileri kıyımdan geçiren Almanyayı.

    En ufak olayda, pakistanlıları, hinduları evlerinden son gömlek sokağa çıkaran İngiltereyi…

    Ya ne sayıyorum ki; demokrasiyi kendi halkına sunan; başkalarına faşistçe davranan batının savunulacak bir tarafı yok.

    Kapitalizm çöktüğünde; et diye siz mültecileri yiyecekler orda. Ve buna az kaldı.

    Kapitalizm ve amerikan ekonomisi s.o.s. veriyor.

    Son yakın. Çin yalakalığı yapmanıza az kaldı.

    Mevlana gibi olun arkadaşlar. Sevin insanları. Doğayı, hayatı sevin. Kalplerinizi temiz tutun. Zarar görmezsiniz emin olun.

    • Valla birader ben bilmem inka minka kutinka, ben bilirim somalili, irakli, turk. Ben bilirim sirf calismamak icin calismayan ve 9 dokuz cocuguna para alam somalili. Ben bilirim sirf malulen emekli olmak icin doktorun masasina sican turk ( guya deli ayagina yatmak). Ben bilirim pakistanli lime bakkallar zincirinin sahiplerinin bir gecede insan ticaretinden polis tarafindan toplandigini (hatta buyuk kardes pakistana kacabildi bildigim kadariyla) neyse sen inkalarda kalmistin devam et.

      • Bil diye yazıldı bunlar. Kitap okumanı tavsiye ederim. Zira hayvanlarla aramızdaki fark; düşünmek ve düşündüğünün üzerine yeniden düşünmek…

        Bilgi yoksa içgüdülerinle düşünürsün. Öyle yapmışsın. Sefalet ırkçılığa dönüşmüş de; almanların kanalizasyonlarında çalışıp almanlara hayranlık duymak ilginç.

        Stokholm sendromu. Katiline aşık olmak.

        Mutluluklar dilerim KUTİNKA bey

      • Emir Kara, valla beni çok güldürdün… Şems’in yazdıkları da doğru ama senin yazdıkların yaşamın gerçeği; o kitaplardan sen gerçek hayattan bahsediyorsun. İnkar edilemeyecek şey, insanlar içinde yaşadıkları ortamın ürünüdür. 10 yıl önceki Suriye vatandaşlarının değerlerini bugünkülerle karsilastiramayiz. Nerede sefalet varsa orada bozukluk-çöküntü vardir. Hayatta kalabilmek için icat edilmiş binbir türlü hileyi-entrikayi da ne yazık ki bu gibi toplumlarda görüyoruz. Dileriz bir gün hepimiz, başta Turkiye’miz ve sonra diğerleri olarak bu çamurdan kurtulabilelim…

  20. eğitimsizler her toplumda az çok aynı. verdiğiniz örnekler muhtemelen yeterli eğitim alamamış, toplumun alt gruplarındandır diye düşünüyorum. böyle insanların çoğunlukta olduğu toplumlarda doğru davranış ve tutumlar norm haline zor geliyor. asıl sorun, yetersiz veya yanlış eğitime kurban gidiyor olmamız. zor bir sorun. geri kalmış toplumların temel sorunu da bu. ortadoğuda da bizim ülkede de eğitim düzeyi yükseldikçe bu kirli, boğucu atmosfer yerini daha uygar bir çevreye bırakıyor. bu da bir gerçek.

    • Uygar ve iyi eğitimli toplumlarda bu tür sorunlar çok az oluyor gerçekten. Dilerim biz de ülkemiz insanını en kısa zamanda bu sorunları aşmış olarak görürüz.

  21. italya Venedik te müslüman olduğum yada müslüman olmasam bile domuz etsiz pizza istediğim için fiyatını arttıran ( domuz etsiz lakin verdiği pizza da etsiz ) italya da yolda kalmışız kaldığımız otele gidebileceğimiz sorusuna karşılık , italya Roma dakı sorduğumuz otobüs şoförleri , sadece oraya olan hattın saat 22:00 da bittiğini söylüyor alternatıf durumu aktarmıyordu , 30 dk ya yakın bu durum ile uğraşırken , bizim sorumuzu duyan afgan asıllı bir italya da yaşayan kişi ayrıntılı şekilde hangi otobusten inip 200-300 metre hangı yone doğru yürüyüp oradan hangi otobüse bineceğimizi söyleyleyerek yardımcı oldu , Almanya nın Slovenleri ve Yahudilerin öldürülmesini bilmeyen yoktur , geçtiğimiz aylarda , göçmenlere hayvanlara fıstık atar gibi bozu para atan avrupa futbol taraftarları , mesleğim icabı Cezaevinde bulunduğum olur olmasından dolayı Antalya da enaz 2 koğuş vardı turist iken suç işleyenlerin oluşturduğu , diyeceğim o ki iyi insanlar ve kötü insanlar her yerde var , Kötü örnek her kesimden verilebilir , Türklerin samimi olmamasını inançlıyım diyerek çıkarını gördüğünde inancını hatırlamayan çokcada insan var , lakin bu kadar karamsar değil ülkemiz için en azından bu kadar sorunlara rağmen birçok avrupa ülkesine göre yaşam standartları iyi ..

    • Ben Urfa’da domuz etli lahmacun sipariş ettim, lahmacun yerine kafama satır yedim. Hem balıklı gölde gondol yok, zaten göl değil bildiğin havuz.

      • O satırı yedikten sonra da kendini “batılı” sanmaya başladın sanırım. Halbuki sefil bir türksün.

  22. Şimdiye kadar okuduğum en doğru tespit yazısı olmuş. Eline sağlık. Orta doğulular hep bati bizim elimize silah veriyor , bizi kandiriyorlar derler ancak bi kişi de çıkıp demezki o silahı verdi eline tamam da sen niye kendi vatandaşına sıkıyosun.? Kaldırılmaya sürekli musaitlerdir, hep bir savaşları vardır, dertleri vardır, huzur bilmedikleri bir kavramdır.. Çünkü ruhları çocukluktan beri sanatla edebiyatla müzikle ve hatta sevgiyle yogrulmadigi için huzurlu olmanın ne olduğunu asla bilemezler . biat etmek, hükmetmek , yok etmek kendinden olmayanı yok saymak , şuursuzluk kultursuzluk kolaycilik yasam biçimleri olmuştur. Zaten onları kontrol eden, yöneten temellerini din ekseninde toplamış güç odaklarının istedikleri de budur. Sorgulayan araştıran okuyan bilen topluluklara asla hüküm edemeyeceklerini çok iyi bilirler…

  23. Arkadaşım bak bu içeriğinde subjektif bir hayat hikayesinden ilginç öğeler bulunduran bu yazın aslında neden nefret ettiğinin ya da neden nefret edilesi insan olduğunun da bir göstergesi aslında…

    Eğer ortadoğulu olmasaydın bu yazıyı “Ortadoğulu insanların davranışları üzerine bir gözlemleme, ve karşılaştırma” gibi bir başlıkla yazardın çünkü.

    Sen nefret ettikçe senden de nefret edildiğini anlıyamadığın için yaşının daha küçük olduğunu düşünüyorum… Ötekileştirdiğin için, insanların neden öyle ya da neden böyle olduklarının arkasındaki nedenleri göremediğin, ama sadece elinin altında yüzlerce oyuncak olan bir çocuk gibi oyuncağın birini çöpe atarken bu ortadoğululardan nefret ediyorum diyebildiğin için…

    Uzun uzun yazmaya gerek yok, bir gün büyüyeceksin… Belki uzak bir diyarda, nefret etme lüksün olmadığı bir ortamda olacaksın… Hayatın bu kadar zengin olmadığını, nefret ederek kendinden uzaklaştırdığın her kişiyle biraz da kaybedenin sen olduğunu, hiç kimsenin mükemmel olmadığını, sana sir diye hitap eden adamla seni makaraya alıp dalga geçenin her ikisinin de insan olduğunu ve her ikisinin de kusurları olduğunu göreceksin…

    Nerden mi biliyorum?

  24. 21 yaşındayım ve yurtdışına gitmediğim halde bunlarin farkındayım ve tabi sizin yazdıklarınızı okuyunca haklı oldugumu bir kez daha anladim. Ve aklıma Giordano Bruno’nun şu müthiş sözü geldi, “Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar.”

    • IŞİD’i Amerika türetir. Suriyeye salar. Sen neyin peşindesin. Samuel Eto’o ya muz fırlatılmıştı şampiyonlar ligi maçında. Burda faşist yorumların kaynağı olan Hitlerin anasının bellendiğini hatırlatırım. Avrupa ırkçılığı :)) Adam almanyayı övüyor. Kaçak yollarla gidip sefil bir hayat yaşıyor; alman ırkçısı olmuş. Kendini şahin sanan karga misali.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s