“ORTADOĞULULAR’DAN NİÇİN NEFRET EDİYORUM” ÜZERİNE 2. BÖLÜM

ortadogu

 

 

 

“Nefret Etmek”

Bir amacın, bir ümidin, bir hayalin peşine takılarak…
Gidersiniz…
Uzaklara…
Biirşey alıp götürür sizi işte…

En çok kendinize yakın olanları ararsınız gittiğiniz yerlerde…
Hemşehriniz, dindasınız, dildasınız, soydasınız,yoldasınız…

Sizi var eden değerlere en yakın insanlardır gittiğiniz yerlerde size sahip çıkacak, yol öğretecek.

Bir yanıyla, yıllar önce memleketten İstanbul’a gelip, köylülerini arayan dedelerinizin, babalarınızın halidir haliniz…

Bulursunuz…

Size en yakın olanları..
Yanlarında çalışmaya başlarsınız. Karın tokluğuna bir ücret. Başta anlamazsınız niye öyle olduğunu. Dil bilmiyorum, iş bilmiyorum, ülkeyi bilmiyorum der kendinizde ararsınız sebeplerini. Günler, haftalar, aylar geçer..
Fark etmeye başlarsınız bazı şeyleri…

Ülkesindeki sistemden, yokluktan, zorluktan, düzenden,düzensizlikten şikayet edip, dünyanın en uzak ülkelerine kadar giden önceki göçmenlerin, sonradan gelen göçmenler üzerinde kurdukları o müthiş sömürü sistemini kavramaya başlarsınız..

Haftada 40-50 saat en zor koşullarda çalışırsınız. O ülkedeki en düşük asgari ücret bile verilmez. Vergileriniz ödenmez, tatil paralarınız yatırılmaz. Sosyal hiçbir güvenceniz yoktur. Şikayet olursa “Mevzu” olmasın diye yalandan 10-15 saat çalışıyor gösterilirsiniz..

Sizin gibi yeni gelen göçmenlerle tanışmaya başladıkça içine düştüğünüz cehennemi tanımaya başlarsınız.

Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Sağcı, Solcu, Hemşehri diye yanlarına girip ise başladığınız adamların en çok da kendi gibi olan insanları hiç acımadan nasıl sömürdüğüne şahit olursunuz.

O ülkedeki en düşük ücreti yani asgari ücreti istediğinizde cevaplar hep aynıdır.
Dükkan o kadar iş yapmıyordur. Mevzu bu değildir. Dosta iyilik yapılmıştır. İsterse her an işten çıkabilir. Daha düşük fiyata çalışacak Pakistanlılar, Iraklılar, Afganlılar, Hindistanlılar zaten hazırdır.

“Mevzu bu değil, dükkan iş yapmıyor” diye asgari ücreti bile ödemeyen hemşeri ne hikmetse en lüks arabayı, en güzel evi almış, 2.3.4 dükkanı açmanın hesabındadır.

Kendisiyle benzer zamanlarda gelmiş, şimdi 5.6.7 dükkanı açmış öteki hemşeriyi geçmektir bütün hevesi…

Dükkandan dükkana, hemşehriden hemşehriye, dindaştan dindaşa, dildaştan dildasa büyük bir zincirin halkası gibi benzer hikayelerin tekrarlandığını görürsünüz…

İki yol vardır önünüzde…
Ya tam haklarınızı aldığınız ya da dil sorununu aştığınız zaman hemen bir Batılı’nın yanında iş bulmak.

Ya da kendisini “iyilik yaparak” yanında çalıştıran hemşerisine, soydaşına, dindaşına, yoldasına, dönüşmek..

”O”na dönüşerek onunla hesaplaşmak…

Bir dükkan açıp, (mümkünse yakınlarda bir yerde rakip olarak) ona gününü göstermek.

Gücünü göstererek gününü göstermek…

Bu sefer “Mevzu bu değil, hemşehriye iyilik yapılıyor.” diyerek aynı şekilde aynı sistemi yeni dükkanda yeni gelenler üzerinde kurmak…

20 yıl önce böyle bir cehennemin içine düşmüştüm..

Ülkesini yokluktan,düzensizlikten, soygundan, rüşvetten, en önemlisi haksızlıklardan dolayı bırakıp başka ülkelere göçenlerin, ülkelerinde şikayet ettikleri “düzensiz düzenin” aynısını gittikleri yerde inşa ettikleri o “Paralel Cehennemin”

“Biz buralara dağda değneğimizi bıraktık da geldik.” diyenlerin sonu olmayan güç savaşları ile birbirleriyle kıyasıya kirli hırs savaşlarını, kavgalarını ve o kavgaların bedellerini yeni gelenlere onları da sonradan canavara çevirerek ödetmelerini…

“Yabancıların yanında çalış, hem doğru düzgün ücretini öderler, hem de tüm haklarını verirler.” diyen bu tecrübeleri benden önce yaşayan dostların sayesinde göçmenlerin deyimiyle  “az hasarla” kurtulmuştum bu “Paralel Cehennem’’den.

Ancak 20 yıldır sadece gittiğim o ilk ülkede değil, yaşadığım başka ülkelerde de hep aynı tablo çıkıyordu karşıma…

İlk yazıda üsluba kızanlar oldu…

Şunu unutmayın, İnsan ait olmadığı toplumların, parçası olmadığı insanların davranışlarına kızabilir ama nihayetinde banane der geçer.

Ama kendi toplumunuz?
Kendi insanlarınız?

Bazen artık adım atacak gücünüz kalmaz. Nefes alamazsınız. Yıllarca gördüğünüz ama “Böyle değildir, bu kadar olmaz, asıl sebebi başkadır,”diyerek görüp de görmezden geldiğiniz şeyler an gelir volkan olur patlar ruhunuzda…
Büyük bir hayal kırıklığı ve onun yarattığı büyük bir isyandır bu volkan…

Çünkü en çok sevdikleriniz en çok yaralamıştır sizi…

Bazen böyle bir anda sizi yaralayan o en çok sevdiğiniz insanın karşısına geçer:

“Senden nefret ediyorum” dersiniz..
Yıllar önce gördüğünüz, yaşadığınız anların, hikayelerin kaybolmadan başka insanlarda, başka hayatlarda hep tekrarlanması sizi yaralar en çok.

Bir kebapçıda en kötü koşulda, en düşük ücretle çalışan yeni gelmiş bir göçmeni gördüğünüzde ezilmeye başlarsınız.

O cümleler geçer içinizden…

“Hiç mi değişmeyecek? Nefret ediyorum sizden…”

Cama vurup can çekişircesine dağılan yağmur damlacıkları gibi dağılır yüreğinizde herşey…

Geldiği ülkede Devrimcilik yapıp işçi sınıfının hakları için mücadele eden Solcu’dan, Kul Hakkı’nı, Hz Ömer adaletini ağzından düşürmeyen dinciye kadar her kesimden insanın üzerinde uzlaştığı gizli bir anlaşmadır ilk gelen göçmenlerin, son gelenler üzerindeki sömürü çarkı…

Yılarca ülkelerinde siyasi,dini,etnik nedenlerle birbirini yiyen insanların gittikleri yerlerde birbirlerine dönüşmelerini hayretle izlersiniz.
Daha çok kazanmak, kazandıkça birileriyle hesaplaşmak, daha da çok kazanmak için yeni gelenlere “iyilik” yapmak…

“Batı’nın hiç mi kötü yanı yok?“

Yazdığım ilk yazıda en çok eksikliğini vurguladığınız şey bu konuydu…

Batı’nın kötü yani elbette var.
Sorun şu, Batı’nın kötü yanlarının olması bizim yaptıklarımızı temize mi çekecek, bize yanlış yapma hakkı mı veriyor Batı’nın kötü yanlarının olması?
Dürüstçe…
Sabahtan akşama kadar artık ayine dönmüş bir şekilde Batı’nın kötü yanlarını anlatmıyor musunuz yıllardır?

Yaşadığınız her olayı Batı’ya mal edip, kestirmeden herşeyin içinden çıkmıyor musunuz?

Anlatmamı istediğiniz Batı’nın kötü yanları bölümüne benim yeni ekleyeceğim, sizin bilmediğiniz ne var ki?

Tam bu noktada asıl soruyu ben size sormak istiyorum..
Sizin yaptığınızın da tersini yaparak?

Batı’nın hiç mi iyi yanı yok?

Sabahtan akşama kadar anlattığınız Batı merkezli komplo hikayeleri arasında  Batı’nın iyi bir yönü niye pek yer almaz?

“Batı bizi sömürüyor..”

Evvela şunu belirteyim. Batı eleştirisinde “Batı ile Batılı”yı” birbirinden ayırt edemiyor, ikisini de bir kefeye koyup birlikte yargılıyoruz.

Yılda kardeş başına 16 milyar dolar para bölüşen Wal Mart’ın sahipleri de Batılı, bu kardeşlere yılda 22 bin dolara çalışan (bu para yoksulluk sınırının altındadır) işçi de Batılı…

Evet Batı Doğu’yu sömürüyor.

Aynı Batı kendi insanını da sömürüyor. Batı’daki sıradan halk “Biz Doğulular’ı sömürüyoruz” diye akşama kadar evlerinde bir eli yağda bir eli kaymakta yaşayıp, dans etmiyor.

Aynen sizler gibi Batı insanı da sabahtan akşama kadar ağır ve stresli bir hayatın içerisinde yoğun bir şekilde çalışarak ekmek ve yaşam kavgası veriyor.

Sizi sömüren günlük hayatında yoğun bir şekilde yaşam kavgası veren sıradan Batı insanı değil, o insanları da sömürüp ağır koşullarda çalıştıran Küresel şirketler, Küresel Kapitalizm…
En ücra kasabamızda yollar boş deriz, kırmızı ışıkta geçeriz.
En kalabalık şehirlerde işimiz çok deriz, kırmızı ışıkta geçeriz.
Kendimize göre sebepler yaratıp, kuralları kendimize göre düzenleriz.

Ama Batı’da kırmızı ışık kırmızı ışıktır.
Bizde isteyene kırmızı, isteyene yeşil ışıktır.

Nereye kadar herşeyin sorumlusu olarak sadece Batı’yı suçlayacağız?

Eyyy benim güzel Ortadoğulu kardeşim,

Solcunuzla, Sağcınızla,Dincinizle, Dinsizinizle her fırsatta Batı’yı lanetleyip, ilk fırsatta Batı’ya kaçan sen değil misin?

Çocuklarını Batı’da okutmak için çırpınıp, paralarını Batı bankalarında saklayan sen değil misin?
“Ezildim, insanca yaşam için gidiyorum” deyip, gittiğin yerlerde ilk iş kaçtığın Paralel Cehennemleri kurup, en çok sana benzeyenleri acımasızca sömüren sen değil misin?

Aşağıladığın Batı ülkelerinde 100 dolar çalanın siyasi hayatı anında bitiyorken, dünya tarihinin en büyük vurgunlarını yapan adamları kahraman diye alkışlayan sen değil misin?

Batı işgallerine destek çıkıp, “Bir koyup üç alacağız”, “Amerikan askerlerine dua ediyorum” diyen adamları evliyaya çeviren sen değil misin?

Batı’da bir Okyanusta kalan köpeği kurtarmak için Ordu donanma çıkartıyorken, senin ülkende alın teriyle en kötü koşullarda çalışan madenciye bir yaşam odasını çok görenleri el üstünde tutan sen değil misin?

Başörtüsü, Cemevi, Kürtler’in dili gibi en temel insan hakları konusunda birbirine cehennemi yaşatan sen değil misin?

Sen değil misin yıllarca ezildim deyip, iktidara gelince en kısa zamanda en zalime dönüşen…
Yahudiler’e kendilerini seçilmiş kavim gördükleri için kızıp, kendini Tanrı’nın seçilmiş kavmı gibi görüp her türlü hırsızlığını, yolsuzluğunu, talanınını kutsal örtülerle kaplayan sen değil misin?

Sen değil misin geldiği noktada artık kendisini ne suç işlerse işlesin kutsal günahsız ilan eden?
Kurbanla Cellatın sürekli yer değiştirdiği,
Firavun’u yenenin Musa değil,
Yeni Firavun olduğu,
Kitaba uyanların değil kitabına uyduranların

Coğrafyasıdır sırrı muamma Ortadoğu(m)…

 

https://twitter.com/KILICSIZ

Advertisements

27 thoughts on ““ORTADOĞULULAR’DAN NİÇİN NEFRET EDİYORUM” ÜZERİNE 2. BÖLÜM

    • Pek bi dolmuşsun. yazdıklarının hemen hepsi de doğru. da. Merak ettim, Kimliğinde doğum yeri kısmın yanlışlıkla mı ortadoğu olarak yazıldı? leylekler yanlış adrese teslim etmedi ise seni, bu dünyada sen de bir ortadoğulusun. ve senin gibi milyonlar, on milyonlar var bu bölgede. Kendi nazarında en azından o kullanılan, sömürülen, dolandırılan on milyonları ” orta doğulu isen kötüsün” diye yaftalama lütfen.

  1. Nefret kelimesini duyunca yine aklıma, nasıl insanı insandan ayrıştıracaklar geliyor. Yazını da okuyunca hah şimdi olmuş diyebileceğim bölünmeyi baya hissediyorum. Ne yazık ki sen de birçok eline kalem alan insan gibi toplumları aynı kefeye koyarak kendine muhattap bulabilecek bir düşünceyi kaleme almışsın. Yani çok sıradansın!
    Düzenin varlığı için kutuplaşmamız gerektiğinin aşikar olduğu bu dönemde bravo sana! senin de çorbada bir tuzun olmuş.
    Gerçeklerin bu kadar saptırıldığı ve insanların algı yönetimleriyle istedikleri yere getirildiği bu zamanda hakikaten konuşulacak konunun bu olması senin ve seni beğenenlerin ne kadar komik olduğunu gösteriyor.
    Ama bence devam et. 3.’sünü bekleyen yarım akıllılar mutlaka vardır.

    • Batı’nın Doğu’yu algı yöntemleriyle yönetmesi, düzenin varlığı için kutuplaşma… vs… Tam bir Ortadoğulu gibi konuşmuşsunuz. Asıl komik ve yarım akıllı olan sizsiniz. Sizler her suçu Batı’ya attığınız için bu durumdasınız. İçinize dönüp de bize neden böyle davranılıyor diye sormuyorsunuz. Sömürenin suçu var da sömürülenin suçu yok mu diye hiç sormamışsınız….

      • ”..Sömürenin suçu var da sömürülenin suçu yok mu diye hiç sormamışsınız…” Bunu bir de kendinize sorun. sömüren batı yerine, ilk göçmen uyanık kebapçıyı, sömürülen kısmına koymuşsun zati kendini ve yeni göçerleri..

    • Sözlerinizden anlıyorum ki siz de pek memnun değilsiniz bu günümüz coğrafyasındaki düzenden. Bir yerde okumuştum, vatandaşın biri neden Türkiye’yi terk ettiğini anlatmıştı. İçeriği şöyle, sizin de bildiğiniz gibi ( bunu varsayımı yazınızdan aldığım güçle yapıyorum ) bu topraklarda hayli fazla aptal insan var. Sorgulama, düşünme çabası olmayan, bir amacı veya herhangi bir kaygısı olmayan. Bir de azınlık sayıda akıllı insan var. Yukarıda bahsettiğim yazıyı yazan vatandaş şöyle demiş; “günümüz coğrafyasında aptal insan sayısı akıllıdan fazla, ve bu aptal insanlar akıllı insanlara göre daha fazla ürüyor. Bu da demek oluyor ki, önümüzdeki dönemlerde, aptal insan sayısı her nesil artış gösterecek ve zamanla bu topraklarda akıllı insan kalmayacak. Ben ömrümün kalanını burada geçirmek istemiyorum.”. tabii ki bunu pes etmiş, karamsar bir insan söylemi olarak algılayabilirsiniz. ama günlerin getirdiği nokta yıllardır kötü. Altına yorum yaptığımız yazıyı yazan arkadaş bence bu ülkeden gitmek isteyenler için rehber olabilir bu sebeple yararlı buluyorum. Tecrübelerini paylaştıgı için de teşekkür ediyorum.

  2. birinci mektubunuzu bir arkadasim bana mail atmis ..
    okudum ama size malesef katilmadim…
    ikincisini buradan okudum malesef size yine katilmiyorum….
    genel olarak soylemek istedigim ise su;
    yazdiginiz hersey dogru olabilir ama bu ortadogulular komple sizin soylediginiz gibidir anlamina gelmez.
    gittiginiz ulkede (dunya da batili ulkelerin zayif ulkeleri somurdukleri gibi) sizi somurmusler.
    siz kendiniz hic aynaya (kendinize) baktiniz mi ? mukemmel misiniz ?
    eger oyle oldugunuzu dusnuyorsaniz size yanildiginizi soylemeliyim. mukemmel olsaydiniz bu makaleleri yazmazdiniz. ben de mukemmel degilim. istesem de olamam cunku (malesef) insanim…

  3. Adam yazmış… Hepsini okudum ve özümlemeye çalıştım. Yurt dışında 12 yıl kalmış biri olarak yalnızca şunu söyleye bilirim: Toplumu oluşturan insan, insanlar….İyisi, kötüsü, dincisi, dinsizi, hırsızı, .bnesi, .rospusu dünyanın tüm toplumlarında mevcut. Dünyanın her yerinde aynı. Bulunmuş olduğu konum, durum ve yere göre farklı özellikler gösterirler. Yazıyı yazan arkadaşın kökü bizim toplumumuzdan değilde batıdan gelmiş olsaydı şunlarıda yazabilirdi : Biz değilmiyiz köleliği, sömürgeciliği başlatan. Biz değilmiyiz insanları sınıflara sokarak onlara değer veren. Biz değilmiyiz bu ortadoğudaki cahil ülkeleri karıştırıp aralarında savaş çıkarıp silahlarımızı satan. Onca masum insanın kanını döken. Biz değilmiyiz onca masum insanı petrol için katleden….. Gibi sıralanacak çok şey var. İnsan dünyanın her yerinde aynı insan. Para ve paranın gücü her yerde aynı. Demokrasi denen safsata kapitalizmin fakir kesime yutturduğu kocaman bir yalan ve düzmece. Fırsatı bulan kötü insan her yerde kötülük yapar. İyi insan da her zaman iyilik için uğraşır. Benim de düşüncem bu saygılarımla.

  4. Küçüklüğümden beri düşündüğüm bir şey vardır. Harita gelir gözümün önüne, kuzeyden güneye doğru gittikçe herşeyin insanların dış ve iç güzelliklerinin arttığı bir harita bu haritanın ortası Türkiye’dir. Mezopotamya bu yüzden iyi ve kötü bu topraklarda bin yıllardır savaşmış, büyük savaşlar, kanlar dökülmüştür. Yukarı gittikçe herşey normalleşir ve İskandinavlar evet onlar üstün ırk varsa eğer onlardır üstün olan.

  5. hakli oldugunu ve de cok hakli oldugunu biliyorum. Cunku ben de Türkiye`de büyümüs ve yurtdisina cikmis biriyim, ve haman haman ayni tecrübeleri yaptim.

  6. size şöyle bi ktap tavsiye edeyim. Kitabı yazan arkadaş 2 yıl kadar isveçte bir mülteci gibi yaşayıp önce bir (Gölge Adamar) belgesel yapmış, belgeselde anlatamadıklarını kitapta toplamış. sanırım ha avustralya ha avrupanın kuzeyi, insanın ve müslümanın olduğu her yerde aynı sorunlar var: Avrupa’da Mülteci Olmak/Karanlıktaki Gölge http://www.idefix.com/kitap/avrupada-multeci-olmak-suat-senocak/tanim.asp?sid=X3VFT2DUCM1M6DNF4LB0

  7. Her şey bir yana, nefret sözcüğü abartılı. ” Ortadoğuluları niçin hiç sevmiyorum” olsaydı başlık, yazıyla ilgili önyargılar daha az olabilirdi.

  8. Öncelikle makaleyi yazan arkadaşa teşekkür ediyorum. Bence düşüncelerinizi deneyiminizi ve yaşadıklarınızı çok başarılı bir şekilde anlatmışsınız. Gerek yurt dışı deneyiminiz gerekse demokrasinin insan hak ve özgürlüklerinin ve hukukun üstünlüğünün tam olarak tesis edilemediği biz ve bizim gibi ülkelerde egemen düşünceden farklı düşünceye sahip ( Kürt ,Alevi, ateist…) kişiler her zaman potansiyel düşman kabul edilir. Her zamanda biz kardeşiz etle tırnak gibiyiz ayrışamayız edebiyatı yapılır. Bu kardeşlik ne hikmetse her zaman sunni islam ve Miliyetçi Türklük felsefesinin hakim olduğu düşünceyi ana unsur olarak kabul eder. Bunun dışında kalanlar her zaman potansiyel düşman suçlu tehlikeli ve devlet için birer çıban başıdır. Yine hikmetse bu İsrail ve Amerika devamlı bizi çekemez ve bizi bölmeye çalışır diye söylemler dilden düşmez. Her muhalif fikir ortaya çıktığında onun arkasında ülkemize düşman bizi çekemeyen birilerin olduğu empoze edilmeye çalışılır. Yani demokratik bir hak talep eden herkes karşısında bir şiddet unsuru bulur. Çevreci , öğretmen, öğrenci , işçi . Kısacası asla idare edenler empati yaparak kardeş dediği kesimin kendisine eşit olmasını istemez yada bunun için çaba sarf etmez ama utanmadan yine de biz kardeşiz der.

  9. Bugun bu konular uzerine konusurken, Ilk yaziyi bir arkadasa gosterdim. Yeri geldikce aciklama yapmak yerine yaziyi paypasiyorum. Yazilanlarin hepsi dogrudur. Anlamak icin yasamak gerek. Devam kismida guzel olmus. Eline saglik.

  10. Çok ama çok güzel özetlemişsiniz durumu, ilk yazınızı daha çok beğendim ama tamamını okuyunca bu yorumu yazmak istedim. Evet Türkiye aynen dediğiniz gibi, batının medeniyeti de öyle… Yazılarınızı eleştirenleri de okudum, onların durumu hiç anlamadıklarını görüyorum, bana öyle geliyor ki düzenin bir parçası durumundalar… Sistem onlara acı vermiyor, yani medeni düşünceden, insan olmaktan, insan gibi yaşamaktan ne kastedildiğinin farkında bile değiller, “kutsal Türklüklerine” laf edildi diye tepkisel yorumlarda bulunmuşlar. Buradaki sorun, ne ırkçılık, ne bölünme, ne bölmedir. Buradaki sorun insaniyet sorunudur. Başkalarını düşünmek, hak yememeye çalışmak, saygılı olmak, kibar olmak ezikliktir olarak, saflık olarak algılanır bu ülkede. Sağa dönerken sinyal vermek acemilik olarak yorumlanır, hayvan severlik delilik olarak… daha neler gördük biz bu ülkede de yorum da harf limiti var, yazamıyorum… Ellerinize sağlık, analizlerinizin devamını bekliyorum…

  11. Yurtdışında yaşamış biri olarak, yazdığınız her satıra katılıyor, tebrik ediyorum. Olumsuz düşünce belirtenler objektif değil, hariçten gazel okuyanlardır.

  12. Batının en gelişmiş üstün ülkelerinden biri olan İsveç ve Finlandiya da 4 sene yaşamış ve çalışmış, ardından Türkiye ye dönüş yapmış ve Türkiye nin doğu illerinden birinde 160 kişilik koguslarda askerlik yapmış biri olarak konuşuyorum..

    Evet yazdıklarının hepsi doğru, Türkiye ve Ortadoğu da anlattığın tarzda kötü insanlardan çok sayıda var, batılı insanlar ise dediğin gibi çok daha dürüst ve düzenli haklısın. Peki bu durumun eğitimden kaynaklandığını, eğitimin aileden başlayıp okulda ve toplumda devam ettiğini hiç mi düşünmüyorsun? Yokluğun olduğu, kargaşanın olduğu, cahilliğin normal sayıldığı bir yerde eğitim nasıl gelişmiş olabilir? Eğitimin olmadığı yerde gelişme, refah nasıl sağlanabilir, bu kısır döngünün farkında değil misin yoksa? Kusura bakma ama neresinden bakarsan bak senin yaptığın pislik içerisinde olan mahallesinden kaçıp, en azından ufacık da olsa bir çöpü temizleyip oranın gelişmesine, temizlenmesine katkıda bulunmak yerine, başkalarının yıllarca tertemiz ettiği mahalleye kaçıp eski mahallene “sizin orayı b.k götürüyor, çünkü hepiniz pisliğin tekisiniz bak buranın insanları nasıl temiz nasıl iyi demek”. Dünyanın belki de yurtdışına en rahat kalabilecek mesleğini yapıyorum ve her ay yurtdışından iş teklifleri geliyor ama gitmiyorum neden mi çünkü burada kalan ve beni büyüten bu ortamda düzgün bir birey olarak yetistirebilen anneme babama karşı kendimi borçlu hissediyorum, bundan yıllar önce ben buralarda rahat rahat dolasayim diye ölen insanlara karşı kendimi borçlu hissediyorum, beni seven bana ihtiyacı olan bütün akraba ve arkadaşlarıma yakın olabilmek istiyorum, doya doya doğduğum ve büyüdüğüm topraklarda özgürce dolasabilmek, bu zorlu topraklarda yetistirebildigim her fidanın mutluluğunu yaşamak istiyorum, kısacası ben kendi pis mahallemi temizlemek için mücadele eden insanlara yardım etmek istiyorum. Atatürk’ü oraya gittiğinde anladığını yazmışsın zaten bu ülkede yaşarken Ortadoğulu ya hiç benzemeyen sarışın mavigozlu bir adamın bu ülke ve insanlar için verdiği mücadeleyi anlayamaman şu an ki durumunu açıklıyor. Ülkeme döndüğüm için çok mutluyum. Bana göre şu an çektiğim her sıkıntı kutsal, verdiğim en ufak katlı bile kat kat değerli. Bundan 700 sene önce de acaba birileri Ortadoğu dan gelip Batılılardan neden nefret ediyorum diye yazmış mıdır dersin? Goteborg müzesine git ve şu an üstün ırk olarak görülen İsveç lilerin ataları Vikingler hakkında Arap bir gezginin neler yazdığını oku (Dünya da bu kadar pis bir millet görmediğini söylemiş).

    İçi dışı pis Ortadoğu dan tertemiz Batıya sevgiler!

    • Tamamda içimizin dışımızın pis olduğu ile yüzleşmeden nasıl düzeleceğiz?. Endürüs yada Bağdat ın şaşalı dönemlerinde biz doğruyu yapmışız ve dünya lideri olmuşuz. Şu an yanlış içindeyiz. çünkü bugünün doğruları değişti. aklını kullanmayıp herşeyi dine bağlamak bu bölgeyi nereye götürebilir. Kadınların kapalı olmasına saygım var ama kişisel olarak; erkeklerin canı çeker diye bütün ömrü boyunca kadın niye kapalı gezsin! 17 yaşındaki kız niçin şarkı söylemesin! yüzme voleybol oynamasın niye?. Bir erkegin kadına dokunma hakkı yoktur. jandarma polis in olmadığı dönemlerden kalma biliçaltımıza işlenmiş ve SORGULANMAZ diye kaydettiğimiz yalnışlardan dönmezsek nasıl düzeleceğiz.? Muhafazakar bir aileden gelen ben, solcuların AYDINLIK dediği şeyi yeni görebiliyorum. Biliyorumki kültürler kolay değişmez ama iyi giden şeyler kötüye gitmeye başladı maalesef!!!

  13. Yazdıklarının büyük bir kısmı doğru ama ben -Kürtler’in dili konusunda sana kesinlikle katılmıyorum.- Bu ülkede onlar kadar rahat yaşayan bir topluluk gösterin ben de haksız olduğumu kabul edeyim. Bir de yazarken imla kurallarına biraz daha özen göstersen çok daha güzel olacağını düşünüyorum. Mesela “ş” harfi yazman gereken yerlere “s” harfiyle yazman gibi

  14. Birinci bölümün daha çok analiz içermesi (sizin objektifinizden) sebebiyle birinci bölümü daha çok beğendim. Ve gerçekten bugünlerimizi sorgularken bile sorduğumuz soruların ne kadar da “işimize geldiği şekilde sorulduğunu”, kendimizce mazeretler üretmeye hazır bir coğrafya olduğumuzu anladım. İçtenlikle, analizleriniz için tebrik ve teşekkür ederim.

  15. Selamlar,

    Oncelikle yazilarinizi zevkle okudum. Amerika’ya ilk geldigimde benzer bir carkin icine dusmekten son anda kurtulmustum. Ancak sunu atliyorsunuz, elma ile armut kiyaslanmaz. Gocmenler, kendi ulkelerinde cok dusuk seviyelerde yasayan, hic degilse dolarla/euroyla para kazanayim diye bati ulkelerine goc eden insanlardir. Toplumun alt kesiminde yer alan insanlar, batiya da gitse alt kulturdur, 4. Dukkanini da acsa alt kulturdur. Insaatta Romanyali isciyle dalga gecen adamlar, ortadogulu olduklari icin degil alt kulturden olduklari icin bunu yaparlar. Batili ulkelerin kendi vatandaslarinin icinde de aly kulturden olan kisiler hayata benzer yaklasir ve ayni sacmaliklari uygular. Yoksa Odtu’de ders vermek icin gelmis Amerikali bir profesorle kimse alay etmez ya da hakkini calmaya calismaz. Cunku orasi bir universitedir ve orada olan insanlar alt kulturden degildir. Disaridan Istanbul’a gelip dil ogretmenligi yapan insanlarla da kimse dalga gecmez. Cunku o kurumlarda calisanlar da alt kulturden degildir. Ama bir turk olarak amerikali/alman/ingiliz/avusturalyalilarin alt kulturuyle karsilasirsaniz, turkiyede o Romanyali isciye yapilanlarin aynisi size de yapilir. O yuzden bence turkiyedeki insaat iscisiyle Avusturalya’daki sirket sahibini kiyaslamayin. O ulkedeki gocmenlerin de Turkiye’den giden insaat iscisi kafasinda adamlar oldugunu da unutmayin.

    Sevgiler,

    • Yazarın tam olarak ne iş yaptığını anlamadım ama bir süre dil öğrenene kadar Batılı bir işyerinde yerleri silmek gibi bir iş yaptığından bahsetmiş. Alt kültür de olsa insan gibi davrandıklarından bahsediyor, ilk yazıyı okumadığınızı tahmin ediyorum

  16. Yazınızı ilgiyle okudum.Deneyimlerinizden paylaştıklarınızdan öğrendiklerim oldu. Teşekkür ederim.
    Batı dünyasının insanları kendilerine göre bir düzen kurmuşlar, o düzenin dengeleri içinde geçinip gidiyorlar. Arkadaşın ifade ettiği gibi -habis bir ur gibi gelişerek-kimi bulursa sömürüyor batının kapitalist sistemi. Orada yaşayanlar sömürüye karşı mücadele ederek, organize olarak bir noktaya gelmişler. Doğu da bizler ise kaos içinde birbirimiz yemekle meşgulüz. Bu kaosu tetikleyen elbette batının güçlü çıkar grupları vardır ve olacaktır.Güçsüz olursanız güçlü ve hırslarla dolu olan herhangi birileri tarafından sömürülüyorsunuz. Biz de onlara karşı hakkın insanlığın mücadelesini vermeliyiz. Ancak öncelikle kendi içimizdeki çürümüşlükleri temizlemeliyiz. Kendini pislikten kurtaramayan “beni o itti” diyerek pislik içinde çaresizce debelenmemeli,beklememeli, birbirini pisliğin içine çekmemeli, çıkış kurtuluş yolları aramanın mücadelesini vermelidir. “Fikri hür irfan hür vicdanı hür” nesillerin yetişmesi gerek. Bir zamanlar dünya biliminin öncüsü olan İslam bilginlerinin yetiştiği ortamı yeniden kurabilirsek yeniden muhteşem günlerimize dönebiliriz.diye düşünüyorum. Selamlar.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s